Genetiktir bir yere gidilecekse, önceden yer ayırtma kültürü
yok sopumuzda.Yazıhaneye gidilir muavin koltuğundan da olsa bir yer edinilir.Ki
üniversitemin konumundan öyle büyük rahat hatları olan araçlara binemedim de
yıllardır.İlla ki 8 kişiye tamamlanan doblolar benim memleket ulaşımım.
İlk bindiysen cam kenarı ,bir fırt daha dumanlanacaksan orta
taburesi.Yine de şikayetim yok,şöyle ki Türkiye’de bacak bacağa değince hamile
kalınmayacağı bilinen yegane kara taşıtlarındandır bu araçlar.
Fakat bu kez çılgın bir ticari kaygı sezdim.8 kişiye
zorlanan doblo yetmemiş ki, bizim köy minibüslerinden edinmişler,düz tahta
üstüne hemen bir kumaş giydirilen lakin oldukça karakterli. Kendisi gıcırdamakla kalmayıp bağıran bir konserve
kutusu veyahut emekliliği gelipte çoluk çocuk uğruna memurluğuna devam eden
işli işsiz amca çığlığı.
Şoför abi tüm nezaketiyle yeni aracını,daha bugün aldığını
beğenip beğenmediğimi sordu.
“Bittabi daha geniş ve içinde ayağa kalkınıp dolaşılabiliyor
lakin doblo da sanki daha hızlı ve rahat gibi gibiydi” dedim biraz utanarak.
Doblo değil dacia imiş.Beni yine nezaketle düzeltti.
Beynimde ki kötü pis kaka çocuk hayali arkadaşım Osman her
ne kadar küfürler ettiysede; bir diğer hayali
arkadaşım Georgia ona;
Şoför abimizin nezaketini,kendisinin eşinden çocuklarından
uzakta ekmeğini kazanan bir emekçi olduğunu ve yıllardır memleket dönüşlerimde
o ağır zeytinyağlarımla,salçalarımla,reçellerimle,tarhanalarımla beni evime
kadar bıraktığını hatırlattı.
Doğrusu Georgia pek bir aklı selimdir,mini minidir.İsmi her
ne kadar ecnebi ise de o bizden biridir.
Georgia iyidir iyi,derken onları yaratış biçimimi düşündüm.
Oldukça sıcak bir yazdı.on beden büyük şalvarımızla denizde çimsek de çıkar çıkmaz kurumasıyla bir daha bir daha çimerdik.Karpuzu soğusun diye suya koymakla kalmaz suyun içinde kırar hemen hiç ederdik.Ben ve köy camisinden arkadaşlarım kara Mehmet,Cılız Esra..
Evvet hatırladım, bittabi hayali karakterlerimi yaratışım o günlerdeydi.Hebele
hubele ayyum gayyum,helyum galyum gibi ağzımızı yamulttuğumuz kuran kursu
günleri.Camide hoca gelmeden önce namaz başı örtülerimizi pelerin yapar süper
kahramancılık oynardık.Gerçi ben Himen idim pelerine ihtiyacım yoktu,Kara
Mehmet süper man olduğundan namaz başı örtümü ona verirdim.Dantelini söktüğü
için anneannemden yediğim azar günümüzde de devam etmekte..
Az değil iki yazımı vermiştim zorunlu olmayan mecburi hatim
indirmece ve dinin gereklerini öğrenmeceye.Ya
kuran yeterince uzun değildi ya da ben anlamak için gereğinden küçüktüm,cami
mesaisi de,okumak evi mesaiside çabuk
tükeniyordu.Kara Mehmet babasının köy minibüsünde muavinlik yapıyor ,Cılız Esra’da
kasnak işlemeyi öğreniyordu.Yalnızdım,dedemin çakısıyla ağaçlara ismimi yazmam
ve ağaç kabuğundan kayık yapmam maksimum bir saatimi alıyor,keçileri çobandan
alıp eve teslim etmem 15 dakikamı alıyor akabinde kayalıklara tırmanıp denizi
ve midilli adasını izliyor,oradaki hayatların çok bambaşka olduğunu,bir kere
müslüm olmadıkları için camiyede gitmek zorunda olmadıklarını düşünüyor,yüzerek
kaçmayı planlıyordum.
İşte bu planlarım esnasında doğmuşlardı Osman ve
Georgia.Tanrının melek ve şeytanı var ise elbette benim de iyilik ve kötülük
temsilcilerim olabilirdi.Lakin Osman kötülükten ziyade yuvalığı,serseriliği
temsil edebiliyordu, çocukluk..Şimdilerde sanki daha bir ağzı pisleşti.
Uzundur ileri geri ayarı bozuk dijital müzik kutumun.Arada
dinlemeyi sevdiklerimi geçemediğimden aklıma estikçe en sevdiklerim klasörümden
üç beş şarkı atar dinlerim gün boyu.Yapamıyorum müziksiz bir yere giderken,fatura
yatırırken veya bilimum işsizlik anlarında.Lakin pekte üzerine düşünmeden
dinliyordum uzundur,memleket yolunda Ravel’in Bolero’sunu dinlerken aklıma
bestenin kadın orgazmını simgelediği yorumu geldi de üzerine yoğunlaşmadım
belalı iş diye.
Arada Şoför abiyi başımla onaylamak dışında horlaya gürleye Malkara,Keşan
hop Gelibolu iskele oluvermiş yol.Bu nazik Şoför abiye hep aynı şeyi yapıyorum
muhabbetine icabet edemiyorum diye milyonuncu kez daha kızdım kendime de,inince
hemen Kale arabası kalktı mı kalkıcak mı paradoksuyla çıkardım şoför abiyi
duyarlılık tendomumdan.
Yolculuğun en keyifli yanı varış değil,daimiyetle vapurdur
benim için.Lakin Kilitbahir iskelesinden binilecek katha Gelibolu,Ecaabat iskeleleri olmaz.Kilitbahirin
varış süresi kısadır öyle martılara simit atayım,çay içeyim,sigara tüttüreyim,ayak
yolu ne tarafta derken bitiverir emme manzarası benliğimin,senliğimin,onluğumun,herbirimizliğin
en derin parçasıdır.
Bubam koca gülüşüyle karşıladı iskelede.
“Bugün lokalde içecez,ilk günden eve gidilmez” dedi.
Öyle çanta,palas ve pandıras hep beraber daldık lokale
seçtik mezelerimizi,balığımızı,açtırdık bir ufak.Öteden beriden,okulu
bitirebilme ihtimalimden,sevilenden sevilmeyenden muhabbetlere daldık.Her ne
kadar birey,kadın,halklar,dünya hakkında ki bıdı bıdılarımı dikkatle dinlese,katılsa,sevse
de ütopik olduklarını belletmeden geçemiyordu. Keyfimiz
yerindeydi,şendik,mutluyduk.İkiyüzyedi tl hesap bile keyfimizi
kaçırmamıştı.
Babam bira alıp
azıcıkta mütevazi sahil bankında oturmayı teklif etti.Bir marketten geri
çevrilsekte, alkol yasağı bile keyfimizi kaçıramamıştı.mekandan bakkal fiyatına
alıp öyle oturmuştuk yılların sahil bankına.
Babam maliyeci söylemlerini yineliyor arz talebi getirir bu
satmazsa öbürü satara getiriyordu.
Mevzu taze açılmışken hükümeti eleştirmekte kaçınılmazdı biralarımızı içerken.Babam diğer yandan boş durmamış yan bankta oturan hoş kadınlarla yine üzerimden prim yaparak muhabbete de başlamıştı.Kadınlardan daha olguncana olanı babamla görüşmek için numarasını vermişti bana.Direk erkeğe numara verilmezdi ayıptı ama bana verilirdi.Konumumun pezevenkliği ayıp değildi.İnsanların hep garip ayıpları olurdu bu kentte hiç anlayamazdım ama az ötede az öte de de öyle imiş yine hiç anlayamadım.Sanıyorum ben köktencilikle anlayamıyorum insanları.
Ha babamı anlıyorum o ayrı.Tabii yollardan sevişecek az zamanı kaldı.Bu naturelliğe canım sıkılıyor fakat erkek olmadığım için pek de sallamıyor mağrurca biramı tokuşturuyorum babamın birasına.
Mevzu taze açılmışken hükümeti eleştirmekte kaçınılmazdı biralarımızı içerken.Babam diğer yandan boş durmamış yan bankta oturan hoş kadınlarla yine üzerimden prim yaparak muhabbete de başlamıştı.Kadınlardan daha olguncana olanı babamla görüşmek için numarasını vermişti bana.Direk erkeğe numara verilmezdi ayıptı ama bana verilirdi.Konumumun pezevenkliği ayıp değildi.İnsanların hep garip ayıpları olurdu bu kentte hiç anlayamazdım ama az ötede az öte de de öyle imiş yine hiç anlayamadım.Sanıyorum ben köktencilikle anlayamıyorum insanları.
Ha babamı anlıyorum o ayrı.Tabii yollardan sevişecek az zamanı kaldı.Bu naturelliğe canım sıkılıyor fakat erkek olmadığım için pek de sallamıyor mağrurca biramı tokuşturuyorum babamın birasına.
Sevişmek yeşilçam filmlerinde şimdinin “çıkıyoruz” u olduğu için,kullanmak bazı mecralarda ayıplı karşılanmıyor zannımca.
Yana dursun Ömer seyfettinden seçmeler vardı ilkokulda
başucu kitaplarımda.
Oradaki bir masalda gökkuşağının altından geçebilirse erkek
olabileceğini varsayan kızın hayalleridir hayallerim.O da bende pipimiz olsun
istemiyorduk bittabi..
Zaten kadın rockçılar intihara pek meyilli olmamışlar.