20 Eylül 2014 Cumartesi

seçme hikayeler



  Genetiktir bir yere gidilecekse, önceden yer ayırtma kültürü yok sopumuzda.Yazıhaneye gidilir muavin koltuğundan da olsa bir yer edinilir.Ki üniversitemin konumundan öyle büyük rahat hatları olan araçlara binemedim de yıllardır.İlla ki 8 kişiye tamamlanan doblolar benim memleket ulaşımım.
İlk bindiysen cam kenarı ,bir fırt daha dumanlanacaksan orta taburesi.Yine de şikayetim yok,şöyle ki Türkiye’de bacak bacağa değince hamile kalınmayacağı bilinen yegane kara taşıtlarındandır bu araçlar.
Fakat bu kez çılgın bir ticari kaygı sezdim.8 kişiye zorlanan doblo yetmemiş ki, bizim köy minibüslerinden edinmişler,düz tahta üstüne hemen bir kumaş giydirilen lakin oldukça karakterli. Kendisi  gıcırdamakla kalmayıp bağıran bir konserve kutusu veyahut emekliliği gelipte çoluk çocuk uğruna memurluğuna devam eden işli işsiz amca çığlığı.
Şoför abi tüm nezaketiyle yeni aracını,daha bugün aldığını beğenip beğenmediğimi sordu.
“Bittabi daha geniş ve içinde ayağa kalkınıp dolaşılabiliyor lakin doblo da sanki daha hızlı ve rahat gibi gibiydi” dedim biraz utanarak.
Doblo değil dacia imiş.Beni yine nezaketle düzeltti.
Beynimde ki kötü pis kaka çocuk hayali arkadaşım Osman her ne kadar küfürler ettiysede; bir diğer  hayali arkadaşım Georgia ona;
Şoför abimizin nezaketini,kendisinin eşinden çocuklarından uzakta ekmeğini kazanan bir emekçi olduğunu ve yıllardır memleket dönüşlerimde o ağır zeytinyağlarımla,salçalarımla,reçellerimle,tarhanalarımla beni evime kadar bıraktığını hatırlattı.
   Doğrusu Georgia pek bir aklı selimdir,mini minidir.İsmi her ne kadar ecnebi ise de o bizden biridir.
Georgia iyidir iyi,derken onları yaratış biçimimi düşündüm.
  
      Oldukça sıcak bir yazdı.on beden büyük şalvarımızla denizde çimsek de çıkar çıkmaz kurumasıyla  bir daha bir daha çimerdik.Karpuzu soğusun diye suya koymakla kalmaz suyun içinde kırar hemen hiç ederdik.Ben ve köy camisinden arkadaşlarım kara Mehmet,Cılız Esra..
Evvet hatırladım, bittabi hayali karakterlerimi yaratışım o günlerdeydi.Hebele hubele ayyum gayyum,helyum galyum gibi ağzımızı yamulttuğumuz kuran kursu günleri.Camide hoca gelmeden önce namaz başı örtülerimizi pelerin yapar süper kahramancılık oynardık.Gerçi ben Himen idim pelerine ihtiyacım yoktu,Kara Mehmet süper man olduğundan namaz başı örtümü ona verirdim.Dantelini söktüğü için anneannemden yediğim azar günümüzde de devam etmekte..
  Az değil iki yazımı vermiştim zorunlu olmayan mecburi hatim indirmece ve dinin gereklerini  öğrenmeceye.Ya kuran yeterince uzun değildi ya da ben anlamak için gereğinden küçüktüm,cami mesaisi de,okumak  evi mesaiside çabuk tükeniyordu.Kara Mehmet babasının köy minibüsünde muavinlik yapıyor ,Cılız Esra’da kasnak işlemeyi öğreniyordu.Yalnızdım,dedemin çakısıyla ağaçlara ismimi yazmam ve ağaç kabuğundan kayık yapmam maksimum bir saatimi alıyor,keçileri çobandan alıp eve teslim etmem 15 dakikamı alıyor akabinde kayalıklara tırmanıp denizi ve midilli adasını izliyor,oradaki hayatların çok bambaşka olduğunu,bir kere müslüm olmadıkları için camiyede gitmek zorunda olmadıklarını düşünüyor,yüzerek kaçmayı planlıyordum.
İşte bu planlarım esnasında doğmuşlardı Osman ve Georgia.Tanrının melek ve şeytanı var ise elbette benim de iyilik ve kötülük temsilcilerim olabilirdi.Lakin Osman kötülükten ziyade yuvalığı,serseriliği temsil edebiliyordu, çocukluk..Şimdilerde sanki daha bir ağzı pisleşti.

     Uzundur ileri geri ayarı bozuk dijital müzik kutumun.Arada dinlemeyi sevdiklerimi geçemediğimden aklıma estikçe en sevdiklerim klasörümden üç beş şarkı atar dinlerim gün boyu.Yapamıyorum müziksiz bir yere giderken,fatura yatırırken veya bilimum işsizlik anlarında.Lakin pekte üzerine düşünmeden dinliyordum uzundur,memleket yolunda Ravel’in Bolero’sunu dinlerken aklıma bestenin kadın orgazmını simgelediği yorumu geldi de üzerine yoğunlaşmadım belalı iş diye.
   Arada Şoför abiyi başımla onaylamak dışında horlaya gürleye Malkara,Keşan hop Gelibolu iskele oluvermiş yol.Bu nazik Şoför abiye hep aynı şeyi yapıyorum muhabbetine icabet edemiyorum diye milyonuncu kez daha kızdım kendime de,inince hemen Kale arabası kalktı mı kalkıcak mı paradoksuyla çıkardım şoför abiyi duyarlılık tendomumdan.
    Yolculuğun en keyifli yanı varış değil,daimiyetle vapurdur benim için.Lakin Kilitbahir iskelesinden binilecek  katha Gelibolu,Ecaabat iskeleleri olmaz.Kilitbahirin varış süresi kısadır öyle martılara simit atayım,çay içeyim,sigara tüttüreyim,ayak yolu ne tarafta derken bitiverir emme manzarası benliğimin,senliğimin,onluğumun,herbirimizliğin en derin parçasıdır.
Bubam koca gülüşüyle karşıladı iskelede.
“Bugün lokalde içecez,ilk günden eve gidilmez” dedi.
Öyle çanta,palas ve pandıras hep beraber daldık lokale seçtik mezelerimizi,balığımızı,açtırdık bir ufak.Öteden beriden,okulu bitirebilme ihtimalimden,sevilenden sevilmeyenden muhabbetlere daldık.Her ne kadar birey,kadın,halklar,dünya hakkında ki bıdı bıdılarımı dikkatle dinlese,katılsa,sevse de ütopik olduklarını belletmeden geçemiyordu. Keyfimiz yerindeydi,şendik,mutluyduk.İkiyüzyedi tl  hesap bile keyfimizi kaçırmamıştı.
    Babam  bira alıp azıcıkta mütevazi sahil bankında oturmayı teklif etti.Bir marketten geri çevrilsekte, alkol yasağı bile keyfimizi kaçıramamıştı.mekandan bakkal fiyatına alıp öyle oturmuştuk yılların sahil bankına.
Babam maliyeci söylemlerini yineliyor arz talebi getirir bu satmazsa öbürü satara getiriyordu.
Mevzu taze açılmışken hükümeti eleştirmekte kaçınılmazdı biralarımızı içerken.Babam diğer yandan boş durmamış yan bankta oturan hoş kadınlarla  yine üzerimden prim yaparak muhabbete de başlamıştı.Kadınlardan daha olguncana olanı babamla görüşmek için numarasını vermişti bana.Direk erkeğe numara verilmezdi ayıptı ama bana verilirdi.Konumumun pezevenkliği ayıp değildi.İnsanların hep garip ayıpları olurdu bu kentte hiç anlayamazdım ama az ötede az öte de de öyle imiş yine hiç anlayamadım.Sanıyorum ben köktencilikle anlayamıyorum insanları.

Ha babamı anlıyorum o ayrı.Tabii yollardan sevişecek  az zamanı kaldı.Bu naturelliğe canım sıkılıyor fakat erkek olmadığım için pek de sallamıyor mağrurca biramı tokuşturuyorum babamın birasına.

  Sevişmek yeşilçam filmlerinde şimdinin “çıkıyoruz” u olduğu için,kullanmak bazı mecralarda ayıplı karşılanmıyor zannımca.


    Yana dursun Ömer seyfettinden seçmeler vardı ilkokulda başucu kitaplarımda.
Oradaki bir masalda gökkuşağının altından geçebilirse erkek olabileceğini varsayan kızın hayalleridir hayallerim.O da bende pipimiz olsun istemiyorduk bittabi..
   Zaten kadın rockçılar intihara  pek meyilli olmamışlar.

15 Ocak 2012 Pazar

karaya vurmuş küçük karabalıklar


AYIKKEN ROMAN SARHOŞKEN ŞİİR

Küçük bir martı bu jonathan
Küçük bir martı o kadar.
Uçmak istiyorudu Jonathan
Uçmak istiyordu ama farklı..
Jonathan

Bir gün çok yükseğe çıktı Jonathan
Bulutlara değdi kanadı
Ve kendini denize bıraktı.
Ve kendini bıraktı..

Küçük bir martı bu Jonathan            
Küçük bir martı o kadar                   
Uçmak istiyordu Jonathan                         
Uçmak istiyordu ama farklı..
Jonathan.
                                Jonathan Livingston anısına..
                                                         Richard Bachsayesinde tabi
     


   Edip Cansever'den ruhani seçmeler


Sanki bir akvaryumun içinde 
Yapayalnız kaldımda ben
Yanımda başka akvaryumlar
Ve içinde başka birileri
Doğrusu müthişti bu.
Denizin icat ettiği bir mezarlık gibiydik başka değil.
Hepimiz az çok kımıldanıyorduk
Çünkü hepimiz ağzımızı açıyorduk arada..
Ama nafile                                 
Yoktu ses.
Yok bile yoktu ki bir yerde..
                                           

Bir dostuma karanfili bile sevdirdi bu adam.

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysa ki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz,içimize bir karanfil düşüyor gibi..
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemde aklımda şu kadarcık kalıyor 
Sen o karanfile eğilimlisin
Alıp sana veriyorum işte..
Sen de bir başkasına veriyorsun.Daha güzel.
O başkası yok mu
Bir başkasına veriyor derken karanfil elden ele
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyoru,sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl,beyaza keser gibisine yedi renk..
Birleşiyoruz sessizce.


















Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini,çıkrık sesini..
Ekmeğin,havanın yumuşaklığını koydu.

Adam masaya;
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu.
Kimi seviyordu,kimi sevmiyordu
Adam masaya onlarıda koydu
Üç kere üç dokuz etti
Adam koydu masaya dokuzu

Pencere yanındaydı,gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu                                                   
Uykusunu koydu,uyanıklığını koydu.
Tokluğunu açlığını koydu

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar güce
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu
                                              


Baudelaire'den noktayı koymalı.

 Her zaman sarhos olmalı. her sey bunda: tek sorun bu. omuzlarinizi ezen, sizi topraga dogru çeken zamanın korkunç ağırlığını duymamak için, durmamacasina sarhos olmalısınız.
ama neyle? şarapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz. ama sarhoş olun.
ve bazı bazı, bir sarayın basamaklari, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan seye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun, "saat kaç" deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir karsiligini: "sarhoş olma saatidir. zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhos olun durmamacasina! şarapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz.